Üniversitelerimizde bilimsel hırsızlık artıyor

İntihalciler artık sağlığımızı bile tehdit ediyorlar

Dün, İstanbul Teknik Üniversitesi’nde “Bilim ve Etik Paneli” yapıldı. Ana konu, ünivrsitelerde gittikçe artan “intihal”, yani “bilimsel hırsızlık” olaylarıydı.

Prof. Dr. Tayfun Akgül’ün organize ettiği panele, ben de katıldım. Türkiye’de intihal konusunda son 10 sene boyunca en fazla yazan gazetecilerden biri olmam dolayısıyla intihal hadiselerini bildiğimi zannediyordum ama konuşmacıların anlattıklarını dinleyip verdikleri örnekleri görünce, aslında hiçbirşey bilmediğimi farkettim. Bilimsel soygunculuklar inanılmaz derecede artmış, isimlerinin başında “Prof.”, “Doç.” yahut “Dr.” gibisinden bilimsel ünvan taşıyan akademik hırsızlar akla-hayâle gelmeyecek yepyeni makaslama metodları icad etmişlerdi.

“İntihal” kelimesi, sözlüklerde genellikle “başkasının eserini kendisininmiş gibi gösterip yayınlama” şeklinde açıklanır ama bence düpedüz hırsızlıktır, üstelik hırsızlığın en pespaye şeklidir. Sıradan bir hırsız paranızı, malınızı yahut bir başka kıymetli eşyanızı çalan kişidir ama intihalde fikrinizin, düşüncenizin ve emeğinizin üzerine oturulması sözkonusudur. Zira, intihalci sizin için çok daha kıymetli olan birşeyi, aylarınızı, hattâ bazen senelerinizi sarfederek verdiğiniz eseri, düşüncenizi ve göznurunuzu çalmıştır ve bunun kıymetinin parayla, pulla, fiyatla, vesaireyle ölçülmesi mümkün değildir. İntihalin, hırsızlığın ve sahtekârlığın en aşağılık biçimi olmasının sebebi işte budur.

İTÜ’nün Ayazağa’daki kampüsünde yapılan panelde, konuşmacılar akademik ünvanlı hırsızları ve geliştirdikleri makaslama metodlarını bir bir sergilerlerken, açıkçası dehşete düştüm. İlim merkezlerimiz olması gereken üniversitelerde yapılan böyle hırsızlıklara alışkındım ama, konunun beni hayretler içerisinde bırakan bir başka tarafı, son bir-iki sene içerisinde mahkemelik olan intihal olayları karşısında üniversite yönetimlerinin ardından adaletin takındığı tavırdı.

Üniversitelerin intihal olayları karşısında ne kadar sessiz kaldıklarını kendi yazdıklarımın neticesinden biliyordum. Akademik hırsızlık olayıyla karşılaşan yönetim bu işi genellikle örtbas etme yolunu tercih ederdi; zira “tencere dibin kara, seninki benden kara” misali vaziyetler sözkonusuydu. Seneler boyunca yazdığım ve belgeleriyle ortaya koyduğum dünya kadar intihal hadisesi önce YÖK, ardından da rektörlükler yahut dekanlıklar sayesinde örtbas edilmiş, sadece tek bir intihalciye birkaç aylık veza verilmiş, hemen ardından o ceza da affedilmişti.

Dünkü panelin beni daha fazla şaşırtan tarafı, adeletin bu konuda vermeye başladığı kararlar oldu. Bir örnek: YÖK’ün mucidi Prof. İhsan Doğramacı’ya ait olan “Annenin Kitabı” isimli eserin bir bölümünün Amerikalı bir yazarın kitabından çalıntı olduğu bundan yıllarca önce ortaya çıkmış; Doğramacı intihali gündeme getiren bir meslekdaşını, Prof. Dr. Hasan Yazıcı’yı dava edip tazminat istemişti. Senelerce süren dava geçenlerde Yargıtay’da yapılan son duruşmada sonuçlanmış ve Prof. Yazıcı, Prof. Doğramacı’ya tazminat ödemeye mahkûm olmuştu ama kararda bir tuhaflık vardı: Yüksek mahkeme Prof. Doğramacı’nın Amerikalı yazarın eserinden izinsiz alıntı yaptığını kabul ediyor fakat kitabın akademik bir yayın olmaması sebebiyle ortada intihal hadisesinin mevcut bulunmadığını söylüyordu. Anlayacağınız, ortada birilerinin “evsahibini bastırması” hadisesi vardı.

Prof. Dr. Hasan Yazıcı, davayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taşıdı. Türkiye’nin bu en meşhur intihal hadisesinin son kararı, artık Strazburg’da verilecek.

Türkiye, Çin ile beraber, özellikle de tıp alanında yazılan makalelerin sayısı bakımından bugün dünyada en fazla sayıda yayın yapan ülkelerinin başında geliyor. Ama bu yayınların çok az bir kısmı orijinal araştırma neticesi, neredeyse tamamı yürütme ve dolayısıyla bundan böyle hepimiz dikkatli olmak zorundayız. Zira, intihaller, özellikle de tıbbî alanda yapılan çalıntılar artık sağlığımızı tehdit eder hâle geldiler. Panelde önce Prof. Hasan Yazıcı’nın, daha sonra da Prof. İzge Günal’ın anlattıklarına göre intihal edilerek yahut masabaşında uydurma yollarla kaleme alınan tıbbî makalelerdeki hatalar, doktorların bu makalelerde yazılanları uygulamaları halinde ölümlere sebebiyet verecek derecede.

Biz hâlâ türban meselesiyle uğraşaduralım... İlim merkezlerimiz olması gereken üniversitelerimiz şimdi bu haldeler ama ne gam!

muratbardakci@haberturk.com
Habertürk

Son yorumlar